İnsan, yalnızca nefes alan bir varlık değildir; düşünen, sorgulayan ve anlam arayan bir yolcudur. Bu yolculukta bizi insan yapan en temel pusula ise “başkalarına faydalı olma” iradesidir. Ama faydalı olmak kendiliğinden ortaya çıkan bir özellik değil; öğrenilen, emek verilen ve bilinçle inşa edilen bir amaçtır.
Amaçsızlık, insanı savurur. Günlük koşuşturmanın içinde yalnızca kendi çıkarını düşünen birey, zamanla iç dünyasında bir boşlukla karşılaşır. Oysa insanın kendini iyi hissetmesinin, hayatını anlamlı kılmasının en güçlü yolu, başkasının hayatına dokunabilmesidir. Birine yardım etmek, bir haksızlığa karşı durmak, bir yarayı sarmaya çalışmak… Bunlar küçük gibi görünen ama insanlığı ayakta tutan büyük eylemlerdir.
“İyi insan olmak” ise doğuştan gelen bir unvan değildir. Tıpkı okumak, yazmak ya da bir meslek öğrenmek gibi; iyi insan olmayı da öğrenmek gerekir. Empati kurmayı, dinlemeyi, öfkesini kontrol etmeyi, farklı olana saygı duymayı öğrenmek… Bunlar eğitimle, aileyle, toplumla ve en çok da kişinin kendi vicdan muhasebesiyle gelişir. İyi insan olmak, hata yapmamak değil; hatayı fark edip onarmaya çalışmaktır.
Bugün dünyada yaşanan pek çok sorunun temelinde, amaçsızlık ve vicdan eksikliği yatıyor. Güç, para ya da statü tek başına bir amaç haline geldiğinde, insanın insana faydası değil, zararı artıyor. Oysa gerçek amaç; sahip olduklarımızla başkalarının hayatını kolaylaştırabilmekte gizli. Bilgisi olan bilgisini paylaşmalı, gücü olan adaleti gözetmeli, sesi olan haksızlığa karşı konuşmalıdır.
Sonuçta insanlık bir zincir gibidir; bir halka zayıfladığında tüm yapı sarsılır. Bu yüzden her bireyin kendine sorması gereken basit ama derin bir soru vardır: “Ben bu hayatta kime, neye faydalı oluyorum?” Bu soruya verilen samimi cevap, insanı daha iyi bir insana dönüştürmenin ilk adımıdır. Çünkü insan, ancak başka insanlara faydalı olabildiği ölçüde gerçekten insan olur.