Ramazan ayı yaklaşırken şehirde fark edilir bir yavaşlama başlıyor. Günler aynı hızla akıyor gibi görünse de
insanların telaşı azalıyor, sesler biraz kısılıyor. Sokaklar, evler ve sofralar bu ayın kendine has havasına hazırlanıyor.

Ramazan sadece aç kalmak değil; durmak, düşünmek ve fark etmekle ilgili. Gün içinde yapılan küçük koşuşturmalar
yerini daha sakin bir tempoya bırakıyor. İnsan, en basit alışkanlıklarını bile yeniden gözden geçiriyor.
Ne kadar tükettiğini, ne kadar şükrettiğini, neye gerçekten ihtiyaç duyduğunu sorguluyor.

Bu ayda sofraların anlamı da değişiyor. Kalabalık ya da sade fark etmeden, iftar masaları paylaşmanın simgesi
hâline geliyor. Bir lokmanın değeri, beklemenin sabrıyla daha iyi anlaşılıyor. Aynı zamanda Ramazan, hatırlamayı
da beraberinde getiriyor; unutulanları, ihmal edilenleri, uzaklaşılan değerleri.

Ramazan yaklaşırken en çok hissedilen şeylerden biri de içe dönüş. İnsan kendine daha çok kulak veriyor.
Günlük hayatın gürültüsü azalırken, düşünceler daha net duyuluyor. Belki de bu yüzden Ramazan, her yıl
aynı takvimde olsa bile herkes için farklı bir anlam taşıyor.

Bu ayın gelişi, sadece takvimde bir yaprak değişimi değil. Ramazan, hayatın hızına kısa bir ara vermek ve
yeniden denge bulmak için bir fırsat gibi duruyor.