Son zamanlarda kimle konuşsam aynı cümleyi kuruyor: “Bugünü bir atlatalım da…”
Gelecekten söz ederken bile temkinliyiz artık. Planlar uzun vadeli değil, hayaller bile kısa süreli.
Çünkü çoğumuz için mesele ileriyi düşünmekten çok, bugünü sorunsuz kapatabilmek.
Eskiden hedefler konuşulurdu; birkaç yıl sonrası, yapılmak istenenler, gidilecek yollar…
Şimdi ise sohbetlerin merkezinde ay sonu var. Haftalık harcamalar, yaklaşan faturalar, ertelenen ihtiyaçlar
hayatın doğal parçası hâline geldi. İnsanlar artık zamanla değil, hesapla yaşıyor.
“Şimdilik idare edelim” cümlesi ise neredeyse herkesin diline yerleşmiş durumda.
Bugünü kurtarma hali yalnızca maddi bir mesele değil. Aynı zamanda zihinsel ve duygusal bir yorgunluk da barındırıyor.
Yorulduğumuzu fark ediyoruz ama dinlenmeye fırsat bulamıyoruz. Hayat hızlı akıyor, gündem değişiyor,
biz ise çoğu zaman geride kalmış hissediyoruz. Geleceği düşünmek heyecan vermekten çok kaygı yaratıyor.
Özellikle gençler için bu durum daha belirgin. Okul, iş, gelecek planları arasında sıkışıp kalmış bir nesil var.
Bir yandan umutlu olmaya çalışırken, diğer yandan “şu dönemi bir atlatayım” düşüncesiyle hareket ediliyor.
Hayaller erteleniyor, hedefler küçültülüyor. Çünkü bugünü kurtaramadan yarını düşünmek neredeyse imkânsız.
Belki de en tehlikeli nokta, bu hâlin normalleşmesi. Sürekli geçici çözümlerle yaşamak, uzun vadeli düşünmeyi unutturuyor.
İnsan zamanla daha azını istemeye, daha azına razı olmaya başlıyor. Oysa hayat sadece idare etmekten ibaret olmamalı.
Bugünü kurtarmak bazen bir zorunluluk olabilir. Ama bu hâl kalıcılaştığında, yarını kurmak her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.
Asıl mesele de tam olarak burada başlıyor.