Ekonomi konuşulurken genelde iki ayrı dünya varmış gibi hissediyorum. Bir tarafta grafikler, tablolar, büyüme oranları; diğer tarafta pazara çıkan, faturaya bakan, kirayı düşünen insanlar. Kağıt üstündeki iyimser tablo ile sokaktaki hissiyat her zaman aynı dili konuşmuyor. İşte tartışmanın düğümü tam da burada atılıyor.
Resmî veriler çoğu zaman belirli göstergelerde toparlanma işaretleri sunuyor. Enflasyonun hız kesmesi, ihracat rakamlarının artması ya da büyüme oranlarının beklentiyi aşması gibi gelişmeler ekonomi yönetimi açısından olumlu sinyaller. Ancak vatandaşın algısı, cebindeki para ile şekilleniyor. Maaş artıyor ama fiyatlar daha hızlı yükseliyorsa, insanlar doğal olarak “iyileşme” söylemine mesafeli yaklaşıyor.
Ekonomide güven dediğimiz şey aslında görünmeyen ama en güçlü faktör. Yatırımcı için öngörülebilirlik, esnaf için istikrar, çalışan için alım gücü… Bunlardan biri eksik olduğunda zincirleme bir tedirginlik başlıyor. Bugün piyasadaki en büyük sorunlardan biri tam da bu psikolojik eşik: belirsizlik hissi. İnsanlar yarının fiyatını bilmediğinde harcamayı erteliyor, işletmeler maliyet hesabı yapamadığında yatırım planını askıya alıyor.
Öte yandan ekonominin doğası gereği iniş çıkışlar kaçınılmaz. Hiçbir ülke sürekli büyüme ya da sürekli daralma yaşamıyor. Önemli olan, dalgalanmaların süresi ve etkisi. Eğer geçici sıkıntılar uzun vadeli yapısal çözümlerle karşılanıyorsa, kısa vadeli zorluklar toplum tarafından daha kolay tolere ediliyor. Ama çözüm yerine sadece söylem varsa, sabır hızla tükeniyor.
Bugün gelinen noktada asıl soru şu: Ekonomi gerçekten toparlanma sürecine mi girdi, yoksa bu sadece geçici bir nefes alma mı? Bu sorunun cevabı yalnızca açıklanan verilerde değil; market raflarında, kira ilanlarında ve iş ilanı sayılarında saklı.
Sonuç olarak ekonomi sadece maliye politikası ya da faiz oranı meselesi değil; aynı zamanda güven, beklenti ve algı meselesi. Rakamlar düzelebilir, grafikler yukarı dönebilir. Ama vatandaşın içi rahatlamadıkça “iyileşme” kelimesi hep tartışmalı kalacak gibi görünüyor.