Bazı insanlar vardır; öldüklerinde sadece bir beden toprağa girmez, bir duruş, bir karakter, bir adamlık anlayışı da sınanır. Sen de öyle gittin Muhsin Yazıcıoğlu… Sessizce değil, iz bırakarak. Unutulmayacak bir ağırlık bırakarak.

Sen bu ülkenin kolay yetiştirdiği adamlardan değildin. Eğilip bükülmeyen, rüzgâra göre yön değiştirmeyen, koltuk uğruna eğilmeyen bir iradenin adısın. Belki bu yüzden seni anlamayan çok oldu, belki bu yüzden yalnız bırakıldın… Ama sen hiçbir zaman yalnız değildin. Çünkü doğru olan, her zaman kalabalık olmaz.

O soğuk dağ başında sadece bir helikopter düşmedi… O gün bu milletin vicdanı da sınava girdi. Günlerce ulaşılamayan bir enkaz, cevapsız kalan sorular ve hâlâ içi sızlayan bir halk… Bu bir kader miydi, yoksa ihmal mi? İşte bu sorunun ağırlığı hâlâ omuzlarımızda duruyor.

Senin ardından çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Ama en acısı şu oldu: Senin gibi dimdik duran bir adamın ardından bile, bazıları susmayı tercih etti. Çünkü doğrular, çoğu zaman rahatsız eder.

Sen, siyaseti kirletmeden siyaset yapmanın mümkün olduğunu gösterdin. Makamların değil, davanın adamı oldun. Bugün geriye baktığımızda görüyoruz ki; eksikliğin sadece bir isim değil, bir duruş eksikliğidir.

Şimdi sana hitaben söylüyoruz:
Bu millet seni unutmadı, unutmayacak. Çünkü sen bir siyasetçi değil, bir karakter abidesiydin. Ve bu ülkede karakter, en zor bulunan şeydir.

Rahat uyu Muhsin Başkan…
Ama bil ki; bu topraklarda hâlâ senin gibi dik duran adamlara ihtiyaç var.

Vatan sağ olsun…