Futbol bazen sadece 90 dakikadan ibaret değildir. Bazen bir şehrin karakteridir, bazen bir kentin onurudur, bazen de binlerce insanın aynı anda aynı duyguda buluştuğu ortak bir yürektir. İşte bu yüzden Elazığspor söz konusu olduğunda konuşulan şey bir spor kulübünden çok daha fazlasıdır. Bu arma, sahaya çıkan bir takımın değil; bir şehrin inancının simgesidir.

Bugün lig tablosu konuşulabilir, puan hesapları yapılabilir, teknik analizler sıralanabilir. Ancak gerçek tablo tribünlerde yazılır. Çünkü bu şehir, takımının sadece galibiyetinde değil; en zor gününde de yanında olmayı bilen bir şehir. Bu yüzden Elazığspor’un değeri skorlarla ölçülemez. Onun değeri, kaybedilen maçtan sonra bile armasını daha sıkı tutan insanların varlığıyla ölçülür.

Teknik direktör değişimi futbolun doğasında vardır. Dün başka bir isim görevdeydi, bugün yeni bir isim sorumluluk alıyor. Bordo-beyazlı camianın yeni teknik patronu olarak prensipte anlaşmaya varılan Erkan Sözeri, tecrübesi ve futbol bilgisiyle bu görevin ağırlığını taşıyabilecek isimlerden biri olarak görülüyor. Uzun yıllara dayanan saha tecrübesi, farklı takımlarda edindiği deneyim ve oyun okuma becerisiyle takıma yeni bir ruh kazandıracağına dair inanç oldukça güçlü.

Şunu açık yüreklilikle söylemek gerekir: Yeni teknik direktörün yanındayız. Ona güveniyoruz, başarılı olacağına inanıyoruz ve sonuna kadar destekliyoruz. Çünkü bu şehir destek verdi mi yarım vermez; arkasında durdu mu sonuna kadar durur. Elazığ’da görev yapmak demek yalnızca bir takımı çalıştırmak değil, aynı zamanda bir şehrin umudunu taşımak demektir. Bu sorumluluğu bilen herkes, bu topraklarda görev yapmanın ne kadar özel olduğunu da bilir.

Elazığspor’un mücadele ettiği TFF 2. Lig Beyaz Grup belki kağıt üzerinde sadece bir lig kategorisi olabilir; fakat bu camia için burası bir geçiş durağıdır, asla son durak değildir. Çünkü bu arma geçmişte daha büyük sahnelerde mücadele etmiş, daha büyük kalabalıkları ayağa kaldırmış bir tarihe sahiptir. Dolayısıyla hedef her zaman daha yukarısıdır. Bu hedefe ulaşmanın yolu ise sabır, birlik ve güven üçlüsünden geçer.

Tam da bu noktada kulüp yönetimine ayrı bir parantez açmak gerekir. Ahmet Fethi Yılmaz ve Mustafa Şerifoğulları başta olmak üzere yönetime duyulan güven camianın en büyük dayanaklarından biridir. Onların ortaya koyduğu irade, kulübün geleceğine dair umutları diri tutmaktadır. Bu nedenle camianın ortak sesi nettir: Sonuna kadar güveniyoruz, arkanızdayız.

Unutulmamalıdır ki büyük kulüpler sadece kupalarla değil, zor zamanlarda gösterdikleri karakterle büyür. Elazığspor’un karakteri ise mücadeledir. Düşse de kalkmasını bilmesidir. Eksilse de vazgeçmemesidir. Bu yüzden bu kulüp için “bitti” denilen her dönem aslında yeni bir başlangıcın habercisi olmuştur.

Şimdi yine yeni bir sayfa açılıyor. Yeni teknik adam, yeni umutlar, yeni hedefler… Ama değişmeyen tek gerçek var: Bu şehrin takımı sahaya çıktığında yalnız değildir. Tribünde, sokakta, evde, kahvede, her yerde onunla atan bir kalp vardır.

Çünkü bazı takımlar desteklenir.
Bazıları sevilir.
Ama sadece çok azı yaşanır.

Elazığspor işte tam da öyle bir sevdadır.