Elazığ’da basın emekçisi olmak sadece haber kovalamak değil; çoğu zaman görmezden gelinmeyi, iş bitince hatırlanmamayı da mesleğin parçası gibi yaşamaktır. Ama herkes şunu bilsin: Biz bu yola birilerine yaranmak için çıkmadık. Kimsenin gözüne girmek için kalem tutmadık. Biz kimsenin kaşına gözüne hasta değiliz. Dün neredeysek bugün de oradayız. Rüzgâra göre yön değiştirenlerden, menfaate göre saf tutanlardan hiç olmadık. Safımız belliydi, sizden önce de belliydi.
Bu şehir artık kimin nerede durduğunu, kimin şartlara göre taraf değiştirdiğini gayet net görüyor. Eskisi gibi kimse kimseyi kandıramıyor.
10 Ocak Gazeteciler Günü geldi geçti. Şehrin yöneticileri, siyasileri, kurum temsilcileri… Kaçı gerçekten basının emeğini hatırladı? Kaçı samimi bir şekilde değer verdiğini gösterdi? Çoğu için mesele bir mesaj atmak, bir telefon açmak ve “görev tamam” demek. Alışkanlık var, samimiyet eksik.
Oysa biz kapımızı hiç kapatmadık. Gelen geldi, gelmeyene de bir şey demedik. Davet de ettik, çağırdık da. Ama mesele sadece yan yana fotoğraf vermek değil. Mesele, basını sadece ihtiyaç anında hatırlamamak.
Şehrin genel tablosuna bakınca manzara açık: Elazığ siyaseti ortada. Kim kime yakın duruyor, kim kimin yanında görünmeye çalışıyor, kim sadece işi düşünce basının kapısını çalıyor… Bunlar artık gizli değil. Sadece olağanmış gibi davranılıyor.
Açık konuşalım:
Vekiller, il başkanları, siyasiler, sivil toplum kuruluşları… Sözümüz, üzerine alınması gerekenedir. Çünkü bu şehirde basın; sadece mikrofon uzatan değil, gerektiğinde zor soruyu soran, yanlışı yazan, kamu adına hatırlatma yapan bir güçtür. Biz halkla ilişkiler birimi değiliz.
20 Ocak… Kuruluşumuzun 5. yıl dönümü. Beş yıldır bu şehir için koşturan, gece gündüz emek veren bir anlayışın dönüm noktası. Ne oldu? Yine birkaç telefon, birkaç nezaket cümlesi. Hepsi bu. Elazığ basınına verilen değer çoğu zaman maalesef bu sınırda kalıyor.
Biz bugüne kadar ne kibirle yürüdük ne de tepeden baktık. Kibir bizim yanımızdan geçmedi. Çünkü bu işi makam için değil, memleket için yaptık. Koltuk peşinde değiliz, duruşumuz var.
Bugün de aynı yerdeyiz. Yanlışa yanlış, doğruya doğru demeye devam edeceğiz. Kim rahatsız olursa olsun.
Günün sonunda dönüp baktığımızda içimiz rahat:
Rabbime şükürler olsun.