Gazeteci, aldığı bilgiyi ve ihbarı değerlendirmekle mükelleftir. Ancak gazeteci aynı zamanda insandır; kandırılabilir de. Hele hele profesyonel bir kişi ise. Şehrimizin merkez mahalleleri 43 olsa gerek, her mahallemizin seçilmiş muhtarları var. Hepsini kıymetli buluyor, değer veriyoruz. Aralarında abilerimiz, kardeşlerimiz var; ancak her camiada arızalı olanlar olabilir, bu doğru bir tespittir.

Gelelim konuya: İsmi gereksiz bir muhtarımız, çıban başı gibi, sürekli gündem olmaya çalışıp şehrin bürokrasisine yön vermek hissiyle çırpınıyor. Olmayanı oluyor diye yalan yanlış demeçler veriyor. İnsanları canından bezdirip psikolojik baskı ve mobbing uyguluyor. Mahallesinde bahar konusu hiçbir problem yokken, saçma sapan açıklamalar yapıp öne çıkmak için dilinin pervasızlığını gösteriyor: “Yok şu yokmuş, yok asfalt yokmuş, yok patlak çokmuş” vb.

Muhtar Bey, yalancının dili senin gibi mi olmalı? Kimse senin emir erin değil; gecenin bir yarısı insanları kendi egon için rahatsız etme hakkına sahip değilsin. Seçilmiş olabilirsin, saygı duyuyoruz; ama seni seçenlere layık olmalısın. Kendi yalanına kendisinin inandığı bir durum, tıp literatüründe belli bir rahatsızlık sendromu tanımı değil midir? İzahı olmayan bir konunun izahını yapmaya çalışmak da aynı sendromdur.

Gelelim Ulukent’teki gerçeğe: İçinde bulunduğumuz 2026 yılı Elazığ Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları tarafından, şehrimiz için “Asfalt Yılı” olarak ilan etmişti. Altyapı çalışmaları ise tamamlanmak üzere ve test aşamasında; elbette ufak tefek sorunlar olacaktır. Bilakis Ulukent, son yıllarda şehrin en yoğun altyapı çalışmalarının yürütüldüğü mahallelerden biri. Su şebekesi yenileniyor, kanalizasyon hatları güçlendiriliyor, yollar adım adım düzenleniyor. Altyapı çalışmaları sırasında kısa süreli aksaklıklar yaşanması, Türkiye’nin her büyük kentinde görülen olağan bir durumdur. Ancak muhtarın bunu Ramazan ayı üzerinden dramatize ederek “vatandaş 4 gün susuz kaldı” söylemiyle sunması tamamen algı yaratmaya yönelik bir çabadır.

Bir başka dikkat çeken nokta, “belediye birim müdürleri bana cevap vermiyor” söylemi. Muhtar burada kişisel bir kırgınlığı, sanki 30 bin Ulukent sakinine yapılmış büyük bir haksızlık gibi gösteriyor. Oysa belediyeler teknik aksaklıkları planlı şekilde çözüme kavuşturur. Bir arızanın birkaç gün sürmesi, ilgisizlik değil, altyapı işlerinin doğasında vardır. Bu durumun “halkı mağdur etme” gibi sunulması, gerçekleri çarpıtmaktan öte bir şey değildir.

Yolların kötü durumda olması, araçların sanayiye gitmek zorunda kalması, suyun zaman zaman kesilmesi, altyapı çalışmasının geçici yan etkileridir. Üstelik birçok noktada yapılan çalışmanın üzeri kapatılmış ve sorun çözülmüştür. Buna rağmen mahalle muhtarının sürekli olarak “vatandaş susuz, yollar çukur, belediye ilgisiz” söylemleriyle kamuoyunu yanıltması, seçilmiş bir görevlinin sorumluluk bilincinden ziyade popülist bir tutum sergilediğini gösteriyor.

Peki siz bunları bilip pik yapmak için asılsız, kanıtsız açıklamalar yaparsanız, sadece kafa üstü çakılırsınız, kıymetli Muhtarım. Naçizane tavsiyem, olan biteni doğru şekilde anlatmandır.

Seçilmiş kişi, seçmenlerini aldatmamalı; doğru bilgi ile savunmalı. Kimseye sert dil ile hitap etmemeli; mahallesinin sorunlarını dile getirip çözüm odaklı olmalı. Kimse senin emir erin değil; çözüm odaklan, kıymetli Muhtarım.

Muhtarım Ramazan ayını öne çıkararak duygusal bir söylem kurması da ayrı bir tartışma konusudur. İddialar, hizmet eksikliğinden çok, insanların duygularını hedef alan bir algı operasyonuna dönüşmüş durumda. Ulukent’in sorunları çözülmeyi bekliyor olabilir, ama bu çözüm sürecini baltalamak ve kriz algısı yaratmak doğru değildir.

Özetle; Ulukent’teki sorunlar var, ama bu sorunları büyüterek belediyeyi suçlamak, halkı kışkırtmak ve kendi pozisyonunu güçlendirmek amacı taşıyor gibi görünüyor. Hizmet tartışılabilir, eksikler dile getirilebilir, eleştiri yapılabilir. Ancak seçilmiş bir muhtarın sorumluluğu, popülist açıklamalarla kamuoyunu yanıltmak değil, çözümün önünü açmaktır. Algı yönetimiyle değil, sahadaki gerçeklerle uğraşmak gerekir.