Bir sınav düşünün…
Aylarca, hatta yıllarca hazırlanıyorsunuz. Sabahın erken saatlerinde masanın başına oturuyor, gecenin ilerleyen saatlerine kadar soru çözüyorsunuz. Sosyal hayatınızdan, tatilinizden, kimi zaman ailenizden bile fedakârlık ediyorsunuz. Çünkü önünüzde tek bir hedef var: Atanmak.İşte KPSS, birçok genç için tam olarak böyle bir mücadele anlamına geliyor.Üniversiteden mezun olmak artık birçok genç için hayatın sonundaki hedef değil, yeni ve daha zorlu bir yarışın başlangıcı. Diplomanızı aldığınız gün elinize sadece bir belge değil, aynı zamanda yeni bir soru geçiyor: “Şimdi ne olacak?”Özel sektörde iş arayan gençlerin karşılaştığı sorunlar bir yana, kamu kurumlarında görev yapabilmek isteyenler için KPSS süreci ayrı bir mücadeleye dönüşüyor. Dershaneler, deneme sınavları, kitaplar, internet üzerinden alınan eğitimler ve aylar süren yoğun çalışma…Bütün bunların sonunda ise bir puan.O puan, kimi zaman bir gencin hayallerine açılan kapının anahtarı oluyor. Kimi zaman da aylarca verilen emeğin ardından yalnızca birkaç puanla hayal kırıklığına dönüşüyor.
Asıl mesele de burada başlıyor.
KPSS’ye giren gençlerin önemli bir bölümü yalnızca sınava değil, belirsizliğe karşı da mücadele ediyor. “Kaç kişi alınacak?”, “Hangi kadrolar açılacak?”, “Puanım yeterli olacak mı?”, “Tercih yaptığım halde atanabilecek miyim?” soruları, sınavdan sonra da gençlerin gündeminden düşmüyor.
Bir başka gerçek ise şu:Bir gencin yıllarca emek vererek üniversiteyi bitirmesi, ardından KPSS’ye hazırlanması ve sonucunda hâlâ geleceğini planlayamaması, yalnızca bireysel bir mesele değildir.Bu, toplumun geleceğiyle de ilgilidir.Çünkü KPSS’ye hazırlanan her genç, aynı zamanda ülkenin eğitim sisteminden geçen bir bireydir. Öğretmen olmak isteyen genç, hemşire olmak isteyen genç, mühendis olmak isteyen genç, memur olmak isteyen genç… Hepsi yıllarca eğitim almış ve kendi alanında üretmek için bir fırsat bekliyor.Burada tartışılması gereken yalnızca “Kim kaç puan aldı?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:Gençlerimizin eğitim hayatlarının sonunda sahip oldukları bilgi ve birikimi kullanabilecekleri yeterli imkânları oluşturabiliyor muyuz?Elbette kamuda ihtiyaçlar doğrultusunda personel planlaması yapılması gerekiyor. Her mezunun doğrudan kamuya atanması mümkün olmayabilir. Ancak gençlerin önlerini görebilmeleri, hangi alanlarda ne kadar ihtiyaç olduğunu bilmeleri ve yıllarını belirsizlik içinde geçirmemeleri de büyük önem taşıyor.KPSS artık birçok aile için de ekonomik bir mesele.Çocuğunu üniversitede okutabilmek için yıllarca fedakârlık yapan aileler, mezuniyetin ardından bir de KPSS sürecinin yükünü taşıyor. Kitap masrafı, kurs ücretleri, ulaşım, barınma ve diğer giderler derken sınava hazırlık süreci ciddi bir ekonomik maliyet oluşturuyor.
Ve bütün bu yükün sonunda gençlerden beklenen tek şey oluyor:“Biraz daha çalış.”
Belki de artık gençlere yalnızca daha fazla çalışmalarını söylemek yerine, çalışmalarının karşılığını alabilecekleri daha öngörülebilir bir sistem üzerine daha fazla düşünmemiz gerekiyor.Çünkü mesele sadece KPSS değildir.Mesele, bir gencin geleceğe umutla bakabilmesidir.Mesele, üniversite diplomasının yalnızca çerçevelenip duvara asılan bir kâğıt parçası olarak kalmamasıdır.Mesele, yıllarca ders çalışan bir gencin “Acaba iş bulabilecek miyim?” endişesiyle değil, “Ben bu ülkeye ne katabilirim?” düşüncesiyle yola çıkabilmesidir.
KPSS bir sınavdır.Ama gençler için bazen bundan çok daha fazlasıdır.
Bir bekleyiştir.
Bir umut.
Bir emek.
Ve en önemlisi, geleceğe tutunma çabasıdır.
O nedenle KPSS sonuçlarına yalnızca puanlardan oluşan bir tablo gibi bakmamak gerekiyor.
O tablonun arkasında gecesini gündüzüne katan gençler, onların umutları ve yıllarca fedakârlık yapan aileleri var.
Belki de en çok onların hikâyesini konuşmalıyız.
Gündem
Bilim
Eğitim
Gençlerin Hayalleri Bir Sınava Sığar mı?
Ecem Sönmez
Yorumlar