Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111. yıl dönümünde, 18 Mart 1915’te elde edilen tarihi başarı bir kez daha anılıyor. I. Dünya Savaşı sırasında stratejik öneme sahip olan Çanakkale Boğazı, savaşın seyrini değiştirecek bir mücadeleye sahne oldu.
İtilaf Devletleri, Avrupa’daki savaşın çıkmaza girmesi üzerine yeni bir cephe açarak İstanbul’u ele geçirmeyi ve Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmayı hedefledi. Bu doğrultuda güçlü bir donanma ile Çanakkale Boğazı’na yönelen İngiltere ve Fransa, 19 Şubat 1915’te boğaz girişindeki tabyalara yoğun bombardıman başlattı.
Boğaz savunmasında yer alan tabyalar ve seyyar bataryalar, sınırlı imkânlara rağmen büyük bir direniş sergiledi. Hava şartlarının etkisiyle aralıklarla süren saldırılar, Mart ayı ortalarına kadar devam etti. Bu süreçte kritik bir rol üstlenen Nusret Mayın Gemisi, 17-18 Mart gecesi Erenköy Koyu’na döşediği mayınlarla savaşın kaderini belirledi.
18 Mart sabahı başlatılan büyük saldırıda İtilaf donanması boğazı geçmek için tüm gücünü ortaya koydu. Saatler süren yoğun çatışmalar sonucunda Fransız zırhlısı Bouvet ile İngiliz zırhlıları Irresistible ve Ocean batırıldı, birçok gemi ağır hasar aldı. Bu kayıplar karşısında geri çekilmek zorunda kalan düşman donanması, Çanakkale’yi geçemedi.
Yaklaşık yedi saat süren bu tarihi mücadele, Türk ordusunun kesin zaferiyle sonuçlandı. Deniz zaferinin ardından başlayan kara savaşlarında da Türk askeri büyük bir direniş gösterdi. Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliği ve Mehmetçiğin fedakârlığıyla Çanakkale cephesi düşmana kapatıldı.
Çanakkale’de kazanılan bu zafer, yalnızca askeri bir başarı olmanın ötesinde, bir milletin bağımsızlık iradesinin en güçlü simgelerinden biri olarak tarihteki yerini aldı. “Çanakkale Geçilmez” sözü, bu eşsiz direnişin en özlü ifadesi olarak hafızalara kazındı.