Yumuşak Kelimeler, Sert Gerçekleri Gizliyor

Kadın cinayetleri bu ülkenin en yakıcı gerçeği olmaya devam ediyor. Ama acı olan şu ki, biz hâlâ bu gerçeği konuşurken bile kelimeleri yumuşatmaya çalışıyoruz. Sanki kullanılan dil sert olursa gerçek daha ağır olacakmış gibi davranıyoruz. Oysa gerçek zaten ağır. Hem de dayanılmaz derecede.

Bir kadın öldürülüyor, biz “aşk faciası” diyoruz.
Bir kadın defalarca tehdit ediliyor, sonunda hayatını kaybediyor, biz “kıskançlık krizi” yazıyoruz.
Bir erkek planlı şekilde şiddet uyguluyor, biz “cinnet getirdi” diyerek meseleyi bir anlık öfkeye bağlıyoruz.

Bu kelimeler gerçeği anlatmıyor. Gerçeğin üstünü örtüyor.

Ortada bir “dram” yok. Ortada bir cinayet var.
Ortada bir “ilişki sorunu” yok. Ortada erkek şiddeti var.

Failin psikolojisini uzun uzun anlatıp, öldürülen kadının hayatını birkaç satıra sığdırdığımız her haber, farkında olmadan şiddetin dilini yeniden üretiyor. Katili “çok seviyordu”, “ayrılığı kaldıramadı”, “bunalımdaydı” gibi ifadelerle anlatmak, suçu insani bir zafiyet gibi göstermektir. Oysa bu bir zafiyet değil, bir tercihtir. Ve sonuçları ölümcüldür.

En tehlikelisi de şu: Bu yumuşak dil, suçu sıradanlaştırıyor. Okuyan herkesin zihninde şu düşünce yer ediyor: “Bir anlık öfke… Olabilir.” Hayır, olamaz. Bir insanın başka bir insan üzerinde hayatına son verme hakkı yoktur. Bunun bahanesi de olmaz, romantik açıklaması da.

Kadın cinayetleri bireysel patlamalar değil, toplumsal bir sorunun kanlı sonucudur. Sahiplenme kültürü, “benimsin” anlayışı, kadını bir birey değil bir mülk gibi gören zihniyet değişmedikçe bu cinayetler bitmez. Ama bu zihniyetle mücadele etmenin ilk adımı, gerçeği olduğu gibi söylemektir.

Bu yüzden kadın cinayetleri haberlerinde dil daha sert olmalıdır. Çünkü ortada yumuşatılacak bir şey yoktur. Cinayete “tartışma”, tehdide “gerginlik”, takibe “ısrar” diyemeyiz. Bunlar şiddettir. Bunlar suçtur. Bunlar hayat çalan eylemlerdir.

“Bir kadın, bir erkek tarafından öldürüldü” cümlesi rahatsız edici olabilir. Ama gerçektir. Gerçek rahatsız eder. Rahatsız etmeyen dil, çoğu zaman bir şeyleri gizliyordur.

Mesele üslup değil, yaşam hakkıdır.
Mesele kelime seçimi değil, hayatta kalamayan kadınlardır.

Kelimeleri yumuşattıkça vicdanlar da yumuşuyor.
Vicdan yumuşadıkça öfke azalıyor.
Öfke azalınca değişim de gecikiyor.

Oysa artık gecikecek tek bir günümüz bile yok.