Türkiye’nin Huzuruna Yönelik Kirli Hesaplar: PKK ve DEAŞ Gerçeği

Türkiye, tarihinin her döneminde terörle mücadele etmek zorunda kalmış bir ülke. Ancak son günlerde yeniden gündeme gelen PKK ve DEAŞ bağlantılı eylemler, meselenin sadece güvenlik değil; aynı zamanda bir istikrar ve birlik meselesi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Bir yanda etnik ayrılıkçılığı körükleyen, yıllardır bu coğrafyada kan ve gözyaşından beslenen PKK; diğer yanda dini istismar ederek insanlıktan kopmuş DEAŞ… İki yapı da ideolojik olarak farklı görünse de hedefleri aynı: Türkiye’yi zayıflatmak, toplumsal huzuru bozmak ve kaos üretmek.

Bu örgütlerin varlık sebebi, aslında Türkiye’nin güçlü olmasından duyulan rahatsızlıktır. Çünkü güçlü bir Türkiye; bölgede söz sahibi, masada belirleyici ve sahada caydırıcıdır. Bu yüzden kimi zaman sınır ötesinden, kimi zaman içeriden provoke edilen eylemlerle toplumun sinir uçlarına dokunulmak istenmektedir.

Ancak artık toplum da bu oyunları tanıyor. PKK’nın “hak mücadelesi” maskesi altında işlediği cinayetleri, DEAŞ’ın “din” kisvesiyle gerçekleştirdiği vahşeti bu millet çok iyi biliyor. Bu nedenle terörün hiçbir türü, hiçbir gerekçesi, hiçbir bahanesi kabul görmüyor.

Burada önemli olan yalnızca güvenlik güçlerinin mücadelesi değil; toplumsal birlik bilincinin diri tutulmasıdır. Terör, en çok ayrışmadan beslenir. Kimlik, mezhep, inanç ya da siyasi görüş üzerinden yapılan her kutuplaştırıcı dil, terörün ekmeğine yağ sürer.

Devletin kararlı duruşu, güvenlik birimlerinin fedakârlığı ve milletin sağduyusu bir araya geldiğinde bu topraklarda terörün tutunacak dalı kalmaz. Bugün ihtiyaç duyulan şey; korkuya teslim olmak değil, aklıselimle kenetlenmektir.

Unutulmamalıdır ki; bu topraklar nice badireler atlatmış, nice karanlık senaryoları boşa çıkarmıştır. PKK da DEAŞ da bu milletin iradesi karşısında er ya da geç tarihin karanlık sayfalarına gömülecektir.

Türkiye, teröre teslim olmayacak kadar güçlüdür.