Tarihe Saygısızlık: Duvarlara Kazınan Vurdumduymazlık

Bir milletin hafızası, sadece kitaplarda değil; taşında, toprağında, duvarında saklıdır. Kaleler, surlar, tarihi yapılar ve eski şehir dokuları geçmişin sessiz tanıklarıdır. Ancak Türkiye’de bu sessiz tanıklara gösterilen saygı, ne yazık ki çoğu zaman yerini büyük bir duyarsızlığa bırakmaktadır. Tarihi duvarların üzerine yazılan isimler, kazınan tarihler ve gelişi güzel bırakılan izler, yalnızca bir yapı tahribatı değil; aynı zamanda kültürel bir saygısızlığın açık göstergesidir.

Bugün birçok tarihi mekânda, yüzyılların mirası olan taşların üzerine sprey boyalarla yazılar yazıldığı, kesici aletlerle isimlerin kazındığı görülmektedir. Bu davranışlar, basit bir “zararsız anı bırakma” olarak değerlendirilemez. Aksine, geçmişe karşı işlenen bilinçli bir tahribatın ve sorumsuzluğun sonucudur. Çünkü bu yapılar yeniden üretilemez; bir kez zarar gördüğünde kaybedilen yalnızca taş değil, tarihin kendisidir.

En acı olan ise bu davranışların çoğu zaman sıradanlaşmasıdır. Tarihi bir yapıya zarar vermek, bazı kişiler için adeta olağan bir eyleme dönüşmüş durumdadır. Oysa her çizik, her yazı ve her tahribat, ortak mirasa vurulan bir darbedir. Bu miras sadece devletin değil, tüm toplumun ortak değeridir.

Bu noktada yalnızca bireysel sorumsuzluktan değil, aynı zamanda yeterli bilinçlendirme eksikliğinden de söz etmek gerekir. Eğitim sisteminde tarih bilinci ne kadar güçlü işlenirse işlensin, sahada denetim ve caydırıcılık olmadığı sürece bu tür olayların önüne geçmek mümkün olmamaktadır. Güvenlik önlemlerinin artırılması, kamera sistemlerinin yaygınlaştırılması ve özellikle caydırıcı cezaların uygulanması artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Ancak mesele sadece ceza ile çözülebilecek kadar basit değildir. Asıl ihtiyaç, tarihi mirasa sahip çıkma kültürünün toplumun her kesiminde yerleşmesidir. Bir duvara isim kazımadan önce bunun bir suç olduğu kadar bir ayıp olduğu da bilinmelidir. Çünkü tarih, kişisel iz bırakma alanı değil; ortak hafızanın korunması gereken bir emanettir.

Bugün sessiz kalan her tahribat, yarın geri dönülmez bir kayıp olarak karşımıza çıkacaktır. Bu nedenle tarihi yapılara yönelik her saygısızlık, sadece geçmişe değil, geleceğe de yapılmış bir haksızlıktır.