Her fırsatta “ortak akıl” vurgusu yapılmasına rağmen, şehrin en önemli kamu kurumlarından biri için geniş katılımlı bir istişare yürütülmeden, alternatif alanlar değerlendirilmeden ve halkın görüşü alınmadan adres belirlenmesi, Elazığ kamuoyunda açık bir dayatma olarak yorumlandı. Bir milletvekilinin hangi yetkiyle ve hangi şehir planlama kriterlerine dayanarak müftülük binasının yerini tek başına belirlediği sorusu tepkilerin odağına yerleşti. Bu yaklaşımın, yerel yönetimleri ve şehir dinamiklerini devre dışı bırakan bir tutum olduğu değerlendirmesi yapılıyor.
Müftülük gibi her gün yüzlerce vatandaşın işlem yaptığı bir kurumun, yalnızca belirli bir noktanın “uygun” görülmesiyle sınırlandırılması da eleştirilerin bir diğer boyutunu oluşturuyor. Şehrin merkezi yapısı, nüfus yoğunluğu, ulaşım ağı ve günlük hareketlilik dikkate alınmadan yapılacak her tercih, yeni mağduriyetlerin önünü açma riski taşıyor. Elazığlılar, müftülüğün şehrin sadece bir bölümüne değil, tamamına hitap etmesi gerektiğini dile getiriyor.
Deprem sonrası yeniden şekillenen şehir dokusu içerisinde bu denli önemli bir kamu yatırımının dar bir bakış açısıyla ele alınması kabul edilebilir bulunmuyor. Kişisel kanaatlerle hareket edilmesi, Elazığ’ın yıllardır mücadele ettiği plansızlık sorununu daha da derinleştiren bir yaklaşım olarak görülüyor.
Elazığ kamuoyu, müftülük binası konusunun kişisel tercihlere, siyasi yakınlıklara ya da bireysel yorumlara teslim edilmesini istemiyor. Beklenti; adres dayatması değil, şehri merkeze alan, halkın menfaatini önceleyen, akılcı ve kapsayıcı bir karar alınması yönünde. Aksi halde bu tartışmanın uzun süre daha gündemden düşmeyeceği açıkça ifade ediliyor.