İyi Bir Dünyada mı Yaşıyoruz, Yoksa Sadece Alıştık mı?

Sabah uyanıyoruz. Telefon ekranı, haberler, koşturmaca, geçim derdi, yetişmesi gereken işler… Gün bitiyor, sonra bir yenisi başlıyor. Arada bir durup düşününce insanın aklına şu soru takılıyor: Biz gerçekten nasıl bir gezegende yaşıyoruz?

Dünya, aynı anda hem hayran olunacak kadar güzel hem de insanın içini daraltacak kadar karmaşık bir yer. Bir yanda hiç tanımadığı birine yardım eden insanlar var. Diğer yanda, birbirini hiç görmeden kırabilen, incitebilen milyonlar. Bir yerde bir çocuk kahkahası yankılanırken, başka bir yerde birinin umudu sessizce sönüyor. İşte biz tam olarak böyle bir çelişkinin ortasında yaşıyoruz.

Ama asıl mesele dünya değil galiba. Asıl mesele insan.

İnsan, yeryüzündeki en gelişmiş canlı deniyor. Düşünebilen, sorgulayabilen, üretebilen… Ama aynı insan, bazen en basit duyguları bile unutabiliyor: empatiyi, vicdanı, merhameti. Teknoloji çağındayız, saniyeler içinde dünyanın öbür ucuna ulaşabiliyoruz ama yan odadaki insanın kalbine ulaşmak giderek zorlaşıyor. Kalabalıklar arttıkça yalnızlık büyüyor.

Peki dünya kötü mü?

Belki de sorun “kötü” ya da “iyi” olması değil. Dünya, olduğu gibi bir yer. Doğasıyla, düzeniyle, kaosuyla… Onu anlamlı ya da katlanılmaz yapan şey, insanın ona ne kattığı. Bir sokağı güvenli yapan asfalt değil, o sokakta yaşayan insanların birbirine bakışı. Bir şehri yaşanır kılan binalar değil, selamlaşmalar. Bir ülkeyi güçlü yapan sadece ekonomisi değil, insanların birbirine duyduğu güven.

İnsanlık garip bir dönemeçte. Bilgi hiç olmadığı kadar erişilebilir ama bilgelik aynı hızla artmıyor. Herkes konuşuyor ama az kişi gerçekten dinliyor. Herkes görünmek istiyor ama az kişi gerçekten anlaşılmak için çaba harcıyor. Bu da insanı yoran, içten içe tüketen bir boşluk oluşturuyor.

Yine de bütün bu karmaşanın içinde umut hep bir yerlerde duruyor. Çünkü insan sadece yıkabilen bir varlık değil, aynı zamanda onarabilen de bir varlık. Bir öğretmenin bir öğrencinin hayatına dokunuşunda, bir doktorun uykusuz bir nöbetteki sabrında, bir annenin sessiz fedakârlığında, bir gencin hayal kurma cesaretinde dünya yeniden “iyi” bir yer olma ihtimalini taşıyor.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz. “Dünya iyi mi?” demek yerine, “Biz dünyaya ne katıyoruz?” diye sormak gerekiyor. Çünkü dünya dediğimiz yer, aslında milyarlarca insanın günlük küçük davranışlarının toplamı. Birine sabır göstermek, birine haksızlık etmemek, birini dinlemek… Bunlar küçük şeyler gibi duruyor ama gezegenin ruhunu belirleyen tam da bunlar.

İnsan olmak, sadece yaşamak değil; fark ederek yaşamak. Yürüdüğün yolda senden başkalarının da olduğunu bilmek. Haklı olsan bile kırmamayı seçmek. Güçlü olduğunda ezmemek. Zayıf olduğunda da tamamen vazgeçmemek