İletişim Çağında İletişimsizlik

Aynı sokaklarda yürüyor, aynı marketlerden alışveriş yapıyor, aynı caddelerde trafik bekliyoruz. Aynı şehirde, aynı hayatın içerisinde yaşıyoruz. Ama nedense birbirimizden her geçen gün biraz daha uzaklaşıyoruz.

İletişim çağında iletişimsizliği yaşıyoruz.

Telefonlarımız elimizden düşmüyor. Sosyal medyada yüzlerce, hatta binlerce insanla bağlantımız var. Bir paylaşımı beğeniyor, bir mesaja saniyeler içerisinde cevap veriyoruz. Ancak yanı başımızdaki insanın nasıl olduğunu sormaya, derdini dinlemeye, gerçekten sohbet etmeye giderek daha az zaman ayırıyoruz.

Eskiden insanlar bir araya geldiğinde sohbet ederdi. Mahalle kültürü vardı, komşuluk vardı. Bir evde yaşanan sıkıntı, diğer evin de meselesi olurdu. İnsanlar birbirinin kapısını çalar, bir tabak yemek paylaşır, bir fincan çayın etrafında uzun uzun sohbet ederdi.

Şimdi ise çoğu zaman birbirimizin yüzüne bakmadan yan yana oturuyoruz.

Bu kopukluğun en önemli nedenlerinden biri hayatın giderek hızlanması. Herkesin bir telaşı, yetişmesi gereken bir işi, çözmesi gereken bir problemi var. Ekonomik sıkıntılar, iş yoğunluğu ve gelecek kaygısı insanların zihnini fazlasıyla meşgul ediyor.

Ancak mesele yalnızca zaman değil.

Birbirimizi dinlemeyi de unuttuk.

Karşımızdaki insan konuşurken ne söylediğini anlamaya çalışmak yerine, ona vereceğimiz cevabı düşünüyoruz. Bir tartışmada haklı çıkmayı, karşı tarafı anlamaktan daha önemli görüyoruz. Farklı düşüncelere tahammülümüz azalıyor.

Oysa toplum dediğimiz şey, farklı insanların bir arada yaşayabilmesidir.

Herkes bizim gibi düşünmek zorunda değil. Herkes aynı hayatı yaşamak, aynı tercihlerde bulunmak zorunda da değil. Asıl mesele, farklılıkları kavga sebebi olarak görmek yerine bir zenginlik olarak kabul edebilmek.

Bugün toplum olarak belki de en fazla ihtiyacımız olan şeylerden biri, yeniden konuşabilmek.

Siyaset konuşurken birbirimizi düşman görmeden, farklı düşünürken birbirimizi küçümsemeden, sorunlarımızı anlatırken karşımızdakini suçlamadan konuşabilmek...

Daha da önemlisi, birbirimize yalnızca cevap vermek için değil, anlamak için kulak verebilmek.

Çünkü iletişim sadece konuşmak değildir.

İletişim; karşımızdaki insanın ne söylediğini duymak, ne hissettiğini anlamaya çalışmak ve onun düşüncesine değer vermektir.

Bazen bir selam, bazen bir “Nasılsın?” sorusu, bazen de hiçbir şey söylemeden bir insanı dinlemek bile büyük anlam taşır.

Toplumun güçlü olması yalnızca yolların, binaların ve kurumların güçlü olmasıyla mümkün değildir. İnsan ilişkileri zayıflarsa, aramızdaki güven ve dayanışma da zayıflar.

Bu nedenle belki de bugün yapmamız gereken en basit şey, telefonlarımızı biraz daha kenara bırakıp birbirimize bakmak.

Komşumuza selam vermek...

Uzun zamandır aramadığımız bir arkadaşımızı aramak...

Ailemizle aynı masada otururken telefonlarımızdan uzaklaşmak...

Bizden farklı düşünen bir insanı, cevap vermek için değil anlamak için dinlemek...

Bunların hepsi küçük adımlar gibi görünebilir.

Ama büyük değişimler çoğu zaman küçük adımlarla başlar.

Aynı şehirde yaşayıp birbirimize yabancılaşmak yerine yeniden birbirimizi tanımaya, dinlemeye ve anlamaya ihtiyacımız var.

Çünkü teknoloji bizi birbirimize bağlayabilir.

Ama bizi gerçekten yakınlaştıracak olan yine insan ilişkileridir.

Ve unutmayalım:

Toplumun en büyük gücü kalabalık olmak değil, birbirini anlayabilen insanlardan oluşmaktır.