Elazığ kamuoyunda son günlerde tartışma yaratan açıklamalar üzerine kaleme alınan bu yazı, bir YouTube kanalında yayınlanan iki program sunucusunun dile getirdiği iddialara açık ve net bir eleştiri niteliğindedir.
Bu yazıyı yazma sebebim ne bir belediyeyi savunmak ne de bir kurumu korumaktır.
Sebep çok basittir: Elazığ halkı korkutuluyor ama ortada tek bir somut kanıt yok.
Söz konusu YouTube yayınında, iki program sunucusu şehir şebekesinden akan içme suyunun “çamurlu, tehlikeli bakterilerle dolu ve arıtılmadan verildiğini” ima eden ifadeler kullandı. Bu, sıradan bir eleştiri değildir. Bu, doğrudan halk sağlığı üzerinden bir korku senaryosu üretmektir.
yaptığın şey halkı panik haline sokmak ,kaygı ve korku yaratmak eylemidir bu
Bu kadar ağır bir ithamda bulunuyorsanız, bunun arkasında belge olmak zorundadır.
Ama ortada ne bir laboratuvar raporu var, ne bir analiz sonucu, ne de bilimsel bir veri.
İşte tam burada şunu söylemek gerekiyor:
Bu iddiaları dile getirenler, ne yazık ki kendilerine fısıldanan bilgileri süzgeçten geçirmeden, doğrulamadan ve araştırmadan ekrana taşıyacak kadar yönlendirilmeye açık bir tablo sergiliyor.
Çünkü şu soruların hiçbirine cevap verilmiyor:
Hangi numune alındı?
Hangi laboratuvarda incelendi?
Hangi bakteri tespit edildi?
Hangi tarihli analiz raporu var?
Hiçbiri yok.
Ama buna rağmen kameraya bakıp “ölümcül” gibi ifadeler kullanılıyor.
Bu yaklaşım gazetecilik değildir.
Bu, başkasının fısıldadığını megafonla halka duyurmaktır.
Eğer gerçekten şehir şebekesine arıtılmamış su veriliyorsa, bunu kanıtlamak son derece basittir:
Numune alırsın.
Analiz yaptırırsın.
Raporu kamuoyuna sunarsın.
Ama bunların hiçbiri yapılmadı.
Yapılan tek şey korku yaymak oldu.
Bugün Elazığ’da insanlar musluğu açarken tereddüt ediyorsa, bunun sebebi bilgi değil, bu yayınlarda üretilen belirsizliktir.
O yüzden tekrar ediyorum:
Bu şehirde herkes konuşur.
Ama gazeteci olan, konuştuğunu ispat eder.
Şu an yapılan şey gazetecilik değil, söylentidir.
Ve söylenti, toplum sağlığı gibi hassas bir konuda en tehlikeli şeydir.
Bu yüzden artık kamuoyu şu soruyu sormaktadır:
Bu iddialar gerçekten belgeli mi?
Yoksa ekrana taşınan şey, kulaktan dolma korkular mı?
Cevap nettir:
Belge yoksa, iddia yok hükmündedir.