Ekrana Sığan Alışkanlıklar

Gün içinde kaç kez telefonumuzu elimize aldığımızı hiç düşündük mü? Belki de artık sayısını bile bilmiyoruz. Sabah alarmıyla başlayan bu ilişki, gece uykuya dalmadan hemen önceki son bakışla bitiyor. Ya da bitiyor mu, ondan da emin değilim.

Telefonlarımız sadece bir iletişim aracı olmaktan çoktan çıktı. Ne izlediğimizi, ne dinlediğimizi, neye güldüğümüzü, hatta bazen neye üzüldüğümüzü bile biliyorlar. Arama geçmişimiz, beğendiklerimiz, durup dururken karşımıza çıkan “tam bana göre” içerikler bunun en açık kanıtı.

Bu kadar çok veriyi paylaşırken, bunun karşılığında ne aldığımızı pek sorgulamıyoruz. Kolaylık, hız ve eğlence… Ama bir yandan da alışkanlıklarımız şekilleniyor. Ne izleyeceğimize, ne dinleyeceğimize, hatta neyi merak edeceğimize kadar pek çok şey önümüze hazır olarak geliyor.

Özellikle gençler için bu durum daha belirgin. Bir içerik izleniyor diye değerli, bir paylaşım beğeniliyor diye doğru kabul ediliyor. Telefon ekranı, hayatın kendisiyle yarışır hâle geliyor. Gerçeklik bazen birkaç saniyelik videolara sığdırılıyor.

Elbette telefonlar hayatımızı kolaylaştırıyor, bunu inkâr etmek mümkün değil. Ancak mesele onları ne kadar kullandığımız değil, onların bizi ne kadar yönettiği. Ne zaman durup düşünsek, belki de telefonlarımız bizden daha fazlasını biliyor.

Asıl soru şu: Ekran bu kadar doluyken, biz kendimize ne kadar yer bırakıyoruz?