Bilginin Gücü mü, Algının Gölgesi mi?

İçinde yaşadığımız çağın en büyük nimetlerinden biri bilgiye ulaşmanın kolaylaşmasıdır. Ancak aynı çağın en büyük sorunlarından biri de bilgi kirliliğinin hiç olmadığı kadar artmış olmasıdır. Özellikle sosyal medyanın hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte, doğruluğu teyit edilmemiş iddialar, kişisel yorumlar ve kulaktan dolma bilgiler, gerçeklerin önüne geçmeye başlamıştır.
Ne yazık ki Elazığ'da da bunun örneklerini sıkça görüyoruz.
Kendisini haber kaynağı ya da kamuoyu temsilcisi olarak gören bazı sosyal medya hesapları, dikkat çekmek ve etkileşim kazanmak uğruna kamu kurumlarının yürüttüğü çalışmaları farklı göstermeyi, yapılan hizmetleri eksik ya da yanlış anlatmayı adeta bir yayın politikası hâline getirmiş durumda. Oysa gazetecilik; sansasyon üretmek değil, gerçeği araştırmak ve kamuoyuna doğru bilgiyi ulaştırmaktır.
Eleştiri elbette demokrasinin vazgeçilmez unsurudur. Kamu kurumları da, yöneticiler de eleştirilebilir. Hatta yapıcı eleştiri, hizmet kalitesini artıran önemli bir denetim mekanizmasıdır. Ancak eleştirinin temelinde bilgi, belge ve doğrulanmış veriler bulunmalıdır. Gerçeklerden uzak, kulaktan dolma iddialarla yapılan paylaşımlar ne gazeteciliktir ne de kamu yararına hizmet eder.
Bugün bir kurumun projesini araştırmadan yorumlamak, yarın başka bir kurum hakkında asılsız iddialar ortaya atmak, toplumun doğru bilgi alma hakkına zarar vermektedir. Çünkü yanlış bilgi, yalnızca bir kurumu değil, o kurumun hizmet sunduğu binlerce insanı da etkiler. Oluşturulan algı, zamanla gerçeğin önüne geçebilir ve bunun bedelini toplum öder.
Daha da düşündürücü olan ise, bu tür içeriklerin geniş kitlelere ulaşabilmesidir. İnsanlar sosyal medyada karşılaştıkları her bilgiyi doğru kabul edebiliyor. Bu nedenle içerik üreten herkesin çok daha dikkatli davranması gerekir. Bir paylaşım yapılmadan önce doğruluğunun araştırılması, ilgili taraflardan bilgi alınması ve olayın tüm yönleriyle değerlendirilmesi temel bir sorumluluktur.
Gazetecilik; "duydum", "öyle söylüyorlar" ya da "bana böyle geldi" anlayışıyla yapılmaz. Gazetecilik; araştırmak, belgelemek, doğrulatmak ve ardından kamuoyunu bilgilendirmektir. Aksi hâlde yapılan iş, habercilik değil; bilgi kirliliğine katkı sunmaktır.
Elazığ, sağduyulu insanların yaşadığı, gelişmeyi ve kalkınmayı hak eden bir şehirdir. Bu şehrin ortak geleceğine katkı sunmak isteyen herkesin, kişisel hesaplaşmaları ya da sansasyon arayışını bir kenara bırakıp doğruluk ilkesine bağlı kalması gerekir. Çünkü şehirler, dedikoduyla değil; doğru bilgiyle büyür.
Unutulmamalıdır ki bir haberin değeri, aldığı beğeni sayısıyla değil; doğruluğuyla ölçülür. Bir paylaşımın etkisi, oluşturduğu sansasyonla değil; topluma kattığı güvenle anlam kazanır.
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, daha fazla gürültü değil; daha fazla doğruluktur. Daha fazla iddia değil; daha fazla belge ve kanıttır. Çünkü doğru bilgi, sadece bireyleri değil, toplumun geleceğini de şekillendirir.
Eleştirelim, sorgulayalım, hesap soralım. Ancak bunu önyargıyla değil; vicdanla, ahlakla ve gerçeklerle yapalım. Zira gerçeğin en büyük savunucusu olmak, sadece gazetecilerin değil, toplumun her ferdinin ortak sorumluluğudur.