Beyin ve Sinir Cerrahı Prof. Dr. Fatih Serhat Erol, omurga hastalıklarının nöroşirürji pratiğinde geniş bir hasta grubunu oluşturduğunu, boyun ve sırt bölgesi sorunlarının yanı sıra en yoğun başvurunun bel bölgesine ilişkin şikâyetlerden oluştuğunu bildirdi. Bel fıtığının toplumda bilinen ve önemsenen bir rahatsızlık olmasına rağmen, günlük yaşamda görülen bel ağrılarının büyük bölümünün fıtıkla ilişkili olmadığı; bu şikâyetlerin çoğunlukla mekanik kökenli nedenlere dayandığı aktarıldı.
Mekanik bel ağrısının; kas yapıları, eklem yüzeyleri, bağ dokuları ve omurgayı destekleyen diğer anatomik unsurların uzun süreli zorlanması, hatalı duruş alışkanlıkları, ağır kaldırma, masa başı çalışma düzeni ve hareketsiz yaşam tarzı gibi faktörlerle ortaya çıkabildiği belirtildi. Bu tür ağrıların bazı durumlarda oldukça şiddetli seyredebileceği, günlük yaşam aktivitelerini kısıtlayabileceği ve hastalarda ciddi rahatsızlık hissi oluşturabileceği bilgisi paylaşıldı. Mekanik bel ağrılarının görülme sıklığının bel fıtığına kıyasla daha yüksek olduğuna dikkat çekilerek, iki durumun klinik olarak birbirinden ayrılmasının tedavi yaklaşımı açısından önem taşıdığı vurgulandı.
Omurga rahatsızlıkları arasında dikkat çeken bir diğer hasta grubunun omurilik kanal darlığı bulunan bireyler olduğu bildirildi. Bu tabloda yaşa bağlı dejeneratif değişiklikler sonucu omurilik kanalında ve sinir köklerinin geçtiği kemik yapılarda daralma ve kireçlenme meydana gelebildiği, söz konusu daralmanın sinir dokularında basıya yol açarak ağrı ve fonksiyon kaybına neden olabildiği aktarıldı. Bu hastalarda özellikle ayakta durma veya yürüme sırasında belden kalça ve bacaklara doğru yayılan ağrı, uyuşma ve güçsüzlük gibi yakınmaların ortaya çıkabildiği; yürüyüş süresi uzadıkça oturma ya da dinlenme ihtiyacının arttığı bildirildi.
Omurga hastalıklarında erken değerlendirme ve doğru tanının tedavi başarısını doğrudan etkilediği, şikâyetlerin ayrıntılı biçimde analiz edilmesi, fizik muayene bulgularının incelenmesi ve gerekli görüntüleme yöntemlerinin kullanılmasıyla farklı hastalık tablolarının birbirinden ayrılabildiği kaydedildi. Tanı sürecinin ardından hastalığın nedenine uygun tedavi planının oluşturulduğu, bazı durumlarda egzersiz ve fizik tedavi yöntemlerinin yeterli olabildiği, ileri vakalarda ise cerrahi seçeneklerin gündeme gelebileceği bilgisi paylaşıldı.
Bel ve bacak ağrısı yaşayan bireylerin şikâyetlerini hafife almaması, bilinçsiz ilaç kullanımından kaçınması ve uzman hekim değerlendirmesine başvurmasının sağlık açısından önem taşıdığı belirtildi. Erken dönemde yapılan doğru müdahalelerin hem ağrının kronikleşmesini önleyebileceği hem de yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağlayabileceği bildirildi.